Sene 1979 ilk kez çadır tatilini deneyeceğiz. Annem stresli " 2 çocukla çadırda ne işimiz var" diyor. Babam heyecanına kapıldığı ve büyüsü içinde olduğu çadır tatilini hemen yaşamak istiyor.
Amcamın Almanya'dan gelirken getirdiği 2 odalı çadırı arabanın arkasına atıp, bavulları toparlayıp, bir yaz gün İstanbul'dan yola çıkıyoruz Renault 12 TS station wagon arabamızla. Kardeşimle o arabamızı çok severdik. Arkası yatak olabildiği için uzun yollarda yastığımız battaniyemiz eksik olmazdı yanımızdan. Daha yola dökülmeden yatak olacak şekilde hazırlar, yerleştirirdik arabayı. Önce oturur pozisyonda başlardık oyun oynamaya kardeşimle, sonra uzun pozisyona geçerdik yolun uzayan kısımlarında. Evet yine İstanbul'dan güzel bir havada tatile gitmek için yola çıkmıştık ve Bodrum'a gidiyorduk çadır tatili yapmaya. Kardeşimle çok heyecanlıydık.
Bizim kah azarak, kah oyunlar oynayarak tükettiğimiz yolculuğun sonunda Bodrum Turgutreis'deki ilk kampinge girdik. Okul merdivenlerinden bahçeye inen tenefüs öğrencileri gibi indik arabadan, annemin gerginliği iyice artmış, başına neler geleceği konusunda yüksek sesle düşünmeye başlamıştı bile.
Babam tüm olumsuzluklara karşın kendini çok hazır hissediyordu. Hemen çadırı kurma işine girişti. Her şey kullanım kılavuzunda yazıyordu normalde ama keşke bu çadırın ki de içinde olsaydı... Uzun uğraşların sonunda, etraftaki yabancı kampçıların da desteği ile bir kaç saat içinde çadırın dış bölümünü dikmeyi başarmıştık. Kardeşimle hayatımda ilk kez çadırın kazıklarını çakma görevini almıştık. Bu çok önemli bir sorumluluktu çünkü kazıkların iyi çakılmaması durumunda çadırın ayakta durması mümkün olamıyordu. Ufak tefek çekiç kazaları hariç her şey yolunda gitmişti. Çadırın dış kısmından sonra iç odalarını da kendimize olan güvenle doğru kurmayı başarmıştık. Gece uyurken bizi topraktan ayıracak olan şişme yatakları da hazırladıktan sonra öğleden sonrayı denize girip, keyif yaparak geçirebilecektir. Hepimiz kampingin ayrı köşelerine dağılmıştık işlerin bitimini takiben. Annem sakinleşmek için babamla birlikte kampingin kafesinde diğer kampçılarla sohbet ederek vakit geçiriyordu. Kardeşimle ben de deniz kenarında oynamak üzere kendimize arkadaşlar edinmiştik.
Akşam olup tüm koşturmacalar son bulduğunda sonunda artık çadırın içine girme ve uyuma vakti gelmişti. İkili gruplar halinde çadır odalarımıza çekildik. Herkes kendi çadır bölümünün fermuarını çekip gündüz şişirdiğimiz deniz yataklarına uzandı. Çadır duvarları kumaştan olduğu için hem dışarıdaki hem içerideki tüm sesleri, hareketleri ve gürültüleri net bir şekilde duymak mümkündü.
Kardeşimle heyecandan uyuyamıyorduk; evde çocukken iskemle ve battaniyelerden kurduğumuz çadır oyunu gerçek olmuştu. Sürekli birbirimize şakalar yapıp diğerinin uyumasını engellemeye çalışıyorduk.
Yan odada, rüzgar kıpırtısını bile biri var zanneden annemin sesini mütemadiyen duyuyorduk: "Koray kalk, çadırın etrafında biri var" "Koray çadırın yanında bir ses duydum" "Koray nefes sesi duyuyorum bak bakalım biri mi geldi". Babam bu duruma bir iki kez kalkıp çadırın etrafını dolaşıp yiyecek arayan kedi köpeği kovalayarak cevap verdiyse bile kısa bir süre sonra vazgeçmişti annemi teselli etmeye çalışmaktan. Devamında yorgunluktan uykuya teslim olan babamın horlamaları doğadaki hayvanları çadırın etrafından uzaklaştırmaya yetecek desibele çabuk ulaşmıştı.
Çadır hayatındaki yeni iş bölümü ikinci gün yapılmıştı. Yemekleri annem yapıyordu, ancak bulaşıkları sırayla yıkıyorduk. Hepimiz çok tecrübesizdik. Doğal hayatın içinde yaşamayı öğrenmek için biraz zamana ihtiyacımız vardı, ama çok istekliydik.
İlk çadırlı kamp deneyimimiz annem hariç hepimiz için çok eğlenceli olmuştu. Biz sanırım bu işi sevmiştik, özellikle de babam kendisini bulmuştu diyebilirim.
çadırda iş bölümü
7 Kasım 2013 Perşembe
3 Kasım 2013 Pazar
Başlangıç
Sonunda başlamaya karar verdim. Kendimi kurallardan arındırıp, şekillere bağlı kalmadan içimden geldiğince paylaşmak için yazmaya karar verdim.
Her seyahat bir hareket, her yola çıkış bir seyahattir...Yola çıkmak cesaret ister, güç ister, kuvvetli sinir sistemi ister... Şöyle bir düşünsenize tatile gitmeden aylar öncesinden ne zorluklarla hazırlıklara başladığınızı; bilet buldum bulamadım, rezervasyon yaptırdım yaptıramadım... en zor soru nereye gidelim olur çoğunlukla, daha yola çıkmadan başlarsınız kafa patlatmaya...
Planlı programlı olmak lazım, nerelere gitmek istediğinizi kafanızda şöyle bir sıraya koyabildiyseniz ne mutlu size, en azından ilk aşamada 1-0 öndesiniz tatile karşı.
Tatil tarihi yaklaştıkça ay ne götürsem acaba, sıcak mı olur yoksa soğuk mu? Yaz tatili ise kolay, ince hafif giysileri, elbiseleri dolduruveririz çantaya; kış tatili ise ayrı konu, oldukça detaylı bir çalışma ister. Güneş kremleri, dudak yumuşatıcılarını unutmayın...
Güneş, deniz tadında veya tarih, belgesel havasında, alışveriş veya kayak, sebep ne olursa olsun hazırlıkları tamamlayıp tatile çıkmayı başardığınız an itibariyle rahatlama ve çözülme başlar... Yolda şakalar, espriler, çocuklara takılmalar, kafa rahatlamaya başlamış demektir...
İşte yine bir yola çıkış benim bu BLOG'um. Uzun süredir hayatımda önemli ve özel bir yeri olan, 7 yaşındayken ailemle başlayıp sonrasında doyamadığım, özenle planladığım seyahatlerimi anımsamak, paylaşmak ve dillendirmek hatta onlara can vermek belki de böylece... Yazdıkça hatırlamak, yola çıkmış olmanın keyfiyle eskiden bugüne yol almak...
Hazır mısınız benimle çocukluğumda karavanla başlayan maceralara ve hikayelere dalmaya...?
"Eğer demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne bir mendil ne de bir kol..."
Yıl. 1980
Yer. Hoca'nın Yeri - Altınoluk - Edremit
Her seyahat bir hareket, her yola çıkış bir seyahattir...Yola çıkmak cesaret ister, güç ister, kuvvetli sinir sistemi ister... Şöyle bir düşünsenize tatile gitmeden aylar öncesinden ne zorluklarla hazırlıklara başladığınızı; bilet buldum bulamadım, rezervasyon yaptırdım yaptıramadım... en zor soru nereye gidelim olur çoğunlukla, daha yola çıkmadan başlarsınız kafa patlatmaya...
Planlı programlı olmak lazım, nerelere gitmek istediğinizi kafanızda şöyle bir sıraya koyabildiyseniz ne mutlu size, en azından ilk aşamada 1-0 öndesiniz tatile karşı.
Tatil tarihi yaklaştıkça ay ne götürsem acaba, sıcak mı olur yoksa soğuk mu? Yaz tatili ise kolay, ince hafif giysileri, elbiseleri dolduruveririz çantaya; kış tatili ise ayrı konu, oldukça detaylı bir çalışma ister. Güneş kremleri, dudak yumuşatıcılarını unutmayın...
Güneş, deniz tadında veya tarih, belgesel havasında, alışveriş veya kayak, sebep ne olursa olsun hazırlıkları tamamlayıp tatile çıkmayı başardığınız an itibariyle rahatlama ve çözülme başlar... Yolda şakalar, espriler, çocuklara takılmalar, kafa rahatlamaya başlamış demektir...
İşte yine bir yola çıkış benim bu BLOG'um. Uzun süredir hayatımda önemli ve özel bir yeri olan, 7 yaşındayken ailemle başlayıp sonrasında doyamadığım, özenle planladığım seyahatlerimi anımsamak, paylaşmak ve dillendirmek hatta onlara can vermek belki de böylece... Yazdıkça hatırlamak, yola çıkmış olmanın keyfiyle eskiden bugüne yol almak...
Hazır mısınız benimle çocukluğumda karavanla başlayan maceralara ve hikayelere dalmaya...?
"Eğer demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne bir mendil ne de bir kol..."
Yer. Hoca'nın Yeri - Altınoluk - Edremit
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

